Ülke olarak gündemimiz çok yoğun; Salı günleri liderlere ait zira gurup
toplantıları var. Çarşamba Muhteşem Yüzyıl, Perşembe Survivor, Cuma-cumartesi-Pazar
maçlara ait. Pazartesi de onların yorumlarına. Bunun dışında, gündemde kimseye
yer yok.
Normal vatandaşlar ancak bir kadın cinayeti veya bir trafik kazasında
öldüklerinde (birden fazla olmak kaydıyla) yer alabiliyorlar. Bu şartlarda
doğal olarak, her gün etrafımızda gördüğümüz çalışan-üreten işçiler, kot
taşlama işçileri, madenciler,vardiyalı çalışanlar, sokaklarda taş döşeyenler,
memleketlerinden binlerce kilometre uzakta fındık-pamuk toplayanlar, inşaat
işçileri de ancak yine birden fazla
olmak kaydıyla bir iş kazasında öldüklerinde veya grizu patlamasında gündeme
gelebiliyorlar.
Öyle ki, akşamları haber kanallarında konuşan demokrasi havarisi
yorumcular bile ülkemizdeki sendikalı ve sigortalı işçi sayısı gibi hususlara
değinemiyorlar. Zira gündem yoğun ve değinmeleri gereken çok daha önemli
sorunlar var.
Ülkemizi Avrupa Birliğine sokmaya çalışan aydınlar için de yine Avrupa
Birliği normlarında yer alan işçilerin sendikaya üye olmaları ve sosyal
güvenceye sahip olmaları hususlarına değinmiyorlar. Sanırım Avrupa Birliğinin
de öyle bir derdi yok.
Gündemde yeriniz olmayınca tabi ki bayramınızın da bir önemi yok. Gaz
ve cop yiye yiye, öle öle, yaralana yaralana elde ettiğiniz 1 Mayıs İşçi
Bayramını istediğiniz meydanda kutlama hakkınız da yok.
Ben her 1 Mayıs akşamı hüzünlenirim. Zira akşam haberlerinde, ülkemiz ve
birkaç geri kalmış ülkede çıkan olayları izlerken dünyanın hemen hemen her
yerinden keyifli 1 Mayıs kutlamalarını izleriz.
O nedenle her yıl 1 Mayısı dört gözle beklerim; bu sefer işçi bayramı
normal bir şekilde kutlansın, 1 Mayıs bir gerginlik günü olmaktan çıksın. İşçi
de vatandaş da hatta polis de rahat etsin. Dünyaya da bayram kutlayabildiğimizi
gösterelim, diye.
Çok şey mi istiyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder