RÜYALARIMA GEL ABİ!
Bayrak göndere yakışır bir tabutun üzerine değil. Gelinliğin de damatlığın da yeri bir tabutun üzeri değildir.
"Ölen kimden" sorusu da abestir."Nasıl öldü" diye sorulmalıdır.
Ve eceli ile ölmeyen her "insan"dan sorumluyuz hepimiz; yönetenler, onları oraya getirenler ve tepkilerini ölenin kimliğine sığınarak bastıranlar.
Onlara bir cenaze töreninden aklımda kalan ve günlerdir içimi yakan bir genç kızın çığlığını hatırlatmak isterim:
-Rüyalarıma gel abi!
İDEOLOJİK MARKETLERE ARTAN İLGİNİN NEDENİ
Son yıllarda toplumun belli yaşam koşullarına yönlendirildiği
bir gerçek. Örneğin en son değişik şehirlerde kaldığım otellerde, televizyonda
belli kanalların ve mini barda da alkollü içkilerin kaldırıldığına tanık oldum.
Aynı şeyi marketler için de söylemek mümkün. İçki ve sigara
reyonlarını kaldıran bazı marketlerin “ideolojik marketler” kervanına
katıldığını görüyoruz. Fakat bu değişikliğin market müşterilerinde bir azalmaya
neden olmadığını görüyoruz.
Bu husus uzun zamandır kafamı kurcalıyordu nedenini bugün
buldum.
Efendim, fark ettim ki içki ve sigara içermeyen market
faturaları diğerine göre epey düşük. Bu durum benim gibi faturalara “ürün bazlı
değil de toptancı anlayışla” bakanlarda, bu marketlerin ucuz olduğu izlenimi
yaratıyor.
Bu açıdan bakınca, müşterilerin ideolojik marketlere bakışı
ideolojik değil daha ziyade psikolojik diyorum naçizane.
EHLİYET DEĞİŞTİRMEK EN BÜYÜK KABAHAT!
Çocukluğumda, bir şoför, trafikte beğenmediği diğer sürücü için “parayla
almış bu ehliyeti” derdi. O zamanlar ehliyet almak çok zordu. Hatta girdiği
sınavda alamayanlar “yaktık dosyayı” derdi. Doğal olarak “dosyayı yakmak”
istemeyenler biraz paraya kıyardı ve öyle alırdı ehliyeti.
Daha sonra sürücü kursları çıktı. Yine sürücüler başladılar
söylenmeye:
-Parayla almış bu ehliyeti!
Bu sefer ehliyet parayla alınıyordu ancak yasal olarak.
Bugünlerde yeni ehliyet sahipleri için de söylenecek “parayla
almış bu” sözü ve de sonuna kadar haklı olunacak. Zira para vermeden ehliyet
almak asla mümkün değil de artık.
Efendim, benim 26 yıl önce bir sürücü kursuna giderek
(Parayla) aldığım ehliyetim kırıldı. Ben de değiştirmek üzere harekete geçtim.
Önce 15-TL bankaya yatırdım. Ardından 20 liraya biyometrik
fotoğraf çekildim. Daha sonra da aile hekiminin yolunu tuttum.
Buraya kadar her şey normaldi ve yeni ehliyetime şaibe
bulaştıracak bir şey yaşamadım. Aile hekiminde de öyle.
Ve fakat her şey doktor hanımın beni göz ve KBB
polikliniğine sevk etmesiyle başladı. Göz Hekimi vezneye 50-TL yatırmadan muayene
etmedi. Daha doğrusu edemedi. Dediğine göre benim sosyal güvencem olmasa 32 TL
ödeyecekmişim bir muayene için. Fakat ehliyet için hem 50-TL ödemem
gerekiyormuş hem de sosyal güvencem bu muayene için geçerli değilmiş.
Neyse 50-TL yatırdık ve “gözlükle araç kullanabilir”
raporumuzu aldık. Ardından gittiğim KBB Polikliniğinde duyma testi yaptırmam
istendi ve önce vezneye uğramam söylendi. Gittim 50-TL muayene 33-TL de duyma
testi parasını ödedim.
Tek tesellim kulaklarımın çok iyi duyduğunu öğrenmem oldu.
Bu arada öğrendim ki, aile hekimi beni 10 doktora gönderse, her
biri 50 liradan 500-TL ödeyecekmişim. Ayrıca bu muayeneler için gerekli
tetkikler için de ayrıca ödeme yapılacakmış.
Aile Hekimime dua ettim; ya beni kalp doktoruna gönderseydi?
Kan tahlilleri, ekg, mr vs. evi satsam ödeyemezdim herhalde.
Uzun lafın kısası, kabahatler kanununa göre verilen para
cezaları var biliyorsunuz.
Anladığım kadarıyla (devletimize göre) kabahatlerin en
büyüğü ehliyet değiştirmek.
Haberiniz olsun!
BİRBİRİNİ DİNLEMEYEN/ANLAMAYAN İNSANLAR TOPLULUĞU!
-Kulağınızı şiddetle kınıyorum hanımefendi!
Daha önce yan masada oturan bir kadınla yaptığım bir
konuşmaydı bu. Ve fakat bugün kendi kulağımı da kınamak durumundayım. Zira ben
de bugün yan masaya kulak misafiri oldum daha doğrusu olmak zorunda kaldım. Çaresizce
telefonda konuştuğu kişiye bas bas bağıran kadını duymamak mümkün değildi zira.
-Anne, ikinci noterde elektirkler kesikti üçüncü notere
gittik!
-…
-Hallettik anne merak etme!
-…
-Elektrikler kesikti diyorum sana!
-…
-İşi hallettik anne, ne fark eder ha ikinci noter ha üçüncü
noter?
-…
-Bağırma anne, hallettik daha ne istiyorsun?
-…
-Sen hep böyle yapıyorsun zaten!
…
Efendim, anladığım kadarıyla yan masadaki orta yaştaki kadın
ve kocasının noterde bir işi varmış. Gittikleri noterde elektrikler kesik
olunca diğer notere gitmişler ve işlerini orada halletmişler. Ve fakat kadın
bilgi vermek için aradığı annesine bir türlü anlatamıyor neden diğer notere
gittiklerini.
Düşündüm de kadının başına gelen hemen hemen her gün bizim
başımıza da gelmiyor mu? Ya da açın televizyonu, haberlerde, dizilerde ve
tartışma programlarında da benzer durumlar yaşanmıyor mu?
Ah teyzem, kızın işini halletmiş, bildiğim kadarıyla
noterler arasında iş açısından bir fark yok, masraflar da aynı.
Değer mi onu
kocasının yanında rencide etmeye, değer mi kızının sinirlerini bozmaya, değer
mi yan masada oturan bana da bu blogu yazdırmaya?
ESAS DERBİ PKK VE IŞİD ARASINDA!
Tam olarak çetelesini tutmadım ama son bir yılda aklımda
kalan bombalı saldırılar ve muhtemel failleri şöyle:
Reyhanlı-IŞİD
Suruç-IŞİD
1.Ankara Saldırısı-IŞİD
Çınar-PKK
2.Ankara Saldırısı-PKK
Sultanahmet Saldırısı-IŞİD
3.Ankara Saldırısı-PKK
İstiklal Caddesi-IŞİD
Görüldüğü gibi Irak ve Suriye’de PKK ve IŞİD arasındaki
mücadele ülkemizde de devam ediyor ve maalesef kurbanlar da bizim insanlarımız
veya bizi ziyarete gelmiş turistler.
Artık o hale geldi ki PKK ve IŞİD arasındaki rekabet, bizim
dünyanın sayılı derbileri arasında yer alan GS-FB derbisinin iptal edilmesini
gerektirecek boyutlara ulaştı.
Eskiden yaşlı amcalar vardı ve camı açarak bize
bağırırlardı:
-Gidin topunuzu başka yerde oynayın, kafamız şişti!
Beklentimiz odur ki yöneticilerimiz de camı açıp bağırsınlar
artık:
-Gidin bombalarınızı başka yerde patlatın, derbinizi başka
sahada oynayın. Bizim insanlarımıza da dokunmayın. Bizim derbimiz bize yeter!
İNGİLTERE ÇIKSIN BİZ GİRELİM!
İngiltere, Avrupa Birliği'nde kalıp kalmayacağını oylamak için 23 Haziran'da referanduma gidecekmiş.
Bizim kırk yıldır kapısında girmek için beklediğimiz Avrupa Birliğinden çıkmaya çalışanları görünce içim bir tuhaf oldu tabi ki. Her zaman kendim için yaptığım “doğru mu yapıyorum” sorgulamasını ülkem için de yaptım.
Ancak yazımın konusu AB’ye girilmeli mi girilmemeli mi değil. İngiltere’de yapılacak referandumdan çıkacak sonucun bize ne yararı olabilir onu düşündüm.
Efendim, biz yıllardır AB kapısında beklerken başka ülkelerin üye yapılmasını nasıl açıklıyorlardı bize?
-Aldığımız ülkeler küçük ülkeler, sizin nüfusunuz fazla, entegrasyonunuz zor olur!
Ey Ab Yetkilileri, işte fırsat ayağınıza geldi. Eğer İngiltere’de yapılacak referandumdan ayrılma kararı çıkar da 2017 sonunda üyelikten ayrılırsa Ab nüfusu 53 milyon düşecek. Onun yerine bizi alın üyeliğe. 30 Milyon fazlalığımızı da yeni bir küçük ülkeyi üyeliğe almış sayarsınız olur biter.
Hem biz öyle İngiltere gibi burun büyüklüğü de yapmayız. Hemen Euro’ya geçeriz. Yani daha iyi entegre oluruz. Ayrıca bütün mültecilerinize de biz bakarız.(Tabi ki ücreti mukabil)
Hadi Avrupa kaçırma bu fırsatı!
DEVLETLEŞTİRME Mİ BAŞLIYOR?
Fakültede “asgari ücret devletin çalışma hayatına
müdahalesidir” diye öğrenmiştik. Ancak müdahale öyle yasa çıkararak değil,
işgücü talebini artırarak yapılabilirdi aksi takdirde kayıt dışı çalışmaya
neden olurdu bu müdahale.
Bir süredir de et fiyatları ile ilgili benzer çabalar da bu
nedenle sonuçsuz kaldı. Zira fiyatlara müdahale ancak arzı artırarak mümkündür
ve bugün Et ve Süt Kurumunun piyasaya anlamda müdahale edeceği duyuruldu. Zaten
spekülatörlerin uzun zamandır yaptıkları da buydu tıpkı ucuzlayan domates ve
sütü dereye dökenler gibi.
Dikkatimi çeken ise serbest piyasacı liberallerin buna
sessiz kalmaları oldu. Tıpkı özelleştirmelerin ülkeye ne getirip ne götürdüğü
hususunda gösterdikleri sessizlik gibi.
Fazla detaya girmeyeceğim sadece geçen otobüs şoförlerinden
duyduğum bir olaya aktaracağım.
Efendim, Karadenize sefer yapan firmalardan biri, yine
Karadenizde bir şehrin otobüs terminalini işletmeye başlamış. İlk iş olarak da
terminale giren otobüslerin giriş ücretini 250-TL yapmış. Rayicin yaklaşık on
katı.
Rakiplerini bu şekilde bertaraf etmeyi amaçlıyor anlaşılan.
Bu durum ne kadar serbest piyasa ile bağdaşıyor bilmiyorum
ancak devletin elini çektiği bütün sektörlerde durum hemen hemen aynı. Elektrik
faturası olmayan haber bülteni kaldı mı?
Demem o ki, serbest piyasa o kadar da serbest değil. Fırsatı
eline geçirenin istediği gibi at oynatabildiği bir piyasa haline geldi ve her
sektörden vatandaşı feryat ettirecek uygulamalar peşpeşe geldi ve sonunda
devlet de müdahale etmek zorunda kaldı.
İlk müdahale et piyasasından başladı.
Devamı gelir mi?
Bekleyip göreceğiz!
HERŞEY YER DEĞİŞTİRDİ YA GELENEKLER?
Yazmaya başlamadan her seferinde içimi bir korku kaplar. “Yazacak
başka şey bulamadın mı, bula bula bunu mu buldun yazacak” şeklinde alacağım
tepkiler elimi kolumu bağlar.
Fakat sonunda “bazı şeylerin sadece benim başıma geldiği ve
bunun mutlaka yazılması gerektiği” inancı ağır basar ve yazmaya başlarım. Bu
sefer de öyle oldu.
Efendim, ben misafirim. Bir arkadaşla bir yere çay içmeye
otururken kapıda arkadaşımın iki komşusuna rastladık. Ben misafirlerin de
misafiri olarak bir masaya oturtuldum.
Tam çaylarımızı yudumlarken bir sonraki programa geç kalma
kaygısı ile saatime bakmak üzere elimi cebime attım. Ve fakat ne mümkün. Elimi
cebime atmamla iki elin cebimin üzerinde baskı oluşturması bir oldu. Aynı anda
da sert ifadeler:
-Ne yapıyorsun, sen misafirsin!
Tam, “misafir saate bakamaz mı” diye şaşkın şaşkın düşünürken
jeton düştü; arkadaşım ve komşusu benim hesabı ödeyeceğimi sanarak cebimden para çıkarmamı engellemeye çalışıyorlardı.
Oysa çağ değişti, her şeyin de yeri değişti; saat, takvim,
fotoğraf makinası, bilgisayar telefona taşındı, telefon cebe, cepteki para
cüzdana ve hatta cüzdanın orta bölümüne değil yan taraftaki kredi kartına
taşındı.
Anladım ki her şey yer değiştirmesine karşın gelenekler
yerinde duruyor:
-Sen misafirsin hesap ödeyemezsin!
YARALIYI ALMAYAN TAKSİCİLER!
Son Ankara Saldırısından yaralı kurtulan bir vatandaş,
kendisini almayan taksicilere sitem etmiş.
Aynısı daha önce benim başıma da geldi. Yaralanan bir
komşumuzu hastaneye götürmek için taksicileri ikna edememiş bir başka komşunun
arabası ile hastaneye yetiştirmiştim.
Anlıyorum, arabanız kirlenecek, koltuklarınıza kan bulaşacak,
yaralıdan paranızı da alamayacaksınız. Ancak karşınızdaki de insan, hastaneye
yetiştirilmezse de ölecek.
Hayatta bazı şeyleri tekrar ettiğini gördükçe gerçekten
üzülüyor ve umutsuzluğa kapılıyorum.
Ey Şoförler odası ve diğer yetkililer. Çözüm basit. Eğer
arabanızı bir servise götürmüşseniz orada servis görevlilerinin arabanın
koltuklarına örtü sererek oturduklarını ve bu sayede arabanın koltuklarına
görevlinin üzerindeki kir ve pasın bulaşmadığını da hatırlarsınız.
Size önerim taksicilere ve hatta diğer sürücülere araba
örtüsü bulundurma zorunluluğu getirirseniz, yaralı da kurtulur mesleğiniz de bu
utançla yaşamak zorunda kalmaz. Ayrıca yaralı götüren taksicilerin ücretini de
oluşturacağınız bir fondan karşılayabilir ya da devletten tahsil edebilirsiniz.
Evet, çözüm basit. Yeter ki siz yapmak isteyin!
MUSUL SU İLE GERİ ALINACAK!
Uzun zamandır aynı haber
veriliyor:
-Musul Barajı çökebilir,
yüzbinlerce insan ölebilir!
Açıklamayı yapan da sadece ABD’li
yetkililer. BM, İnsan Hakları Örgütü vs. gibi başka kaynaklardan doğrulama yok.
Daha önce baraj IŞİD’in
elindeyken de “IŞİD Musul Barajını patlatacak” haberleri de var bol miktarda.
Düşünüyorum da, haber ilk çıktığı
anda barajın suyu boşaltılmaya başlansa şimdiye barajda su da kalmazdı
yüzbinlerce insan için tehlike de.
O halde başka bir şey var bu işin
içinde.
Anladığım kadarıyla, ABD Musul’u
geri almak için kara gücü bulamıyor; kendi askerini getiremiyor, Suudi
Arabistan’ın “İslam Ordusu” projesi fos çıktı, Türkiye’yi ikna zor.
Geriye kalıyor Musul’u savaşmadan
terk eden Irak askerleri ile Peşmergeler. Onların da kendine hayrı yok. Ayrıca
geçen okuduğum kadarıyla, Irak ordusundaki sunni askerler Musul için
savaşabilirmiş aksi takdirde Musul Halkı asla teslim olmazmış. Bu arada Musul
gibi büyük bir şehrin şehir savaşı ile ele geçirilmesi aylar alır ve maliyeti
de büyük olur.
Eh bu durumda geriye fazla
seçenek kalmıyor; ya Musul’a nükleer bomba atacaksınız ya da Musul Barajını
patlatıp Şattülarap’tan ceset toplayacaksınız. Sonra da “biz uyarmıştık tedbir
almadılar” diye propaganda yapacaksınız.
Olur mu?
Olmaz diyemiyoruz maalesef!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









