Adamcağız hayli alkollü ve de bitkin vaziyette üstelik gecenin saat üçünde evine gelir. Karısı son derece zinde, duruma kesinlikle hakim, kocasını sorgulamaya başlar.
- Söyle bakalım süpermeeen. Neler yaptın bu akşam?
- Valla karıcım, patronla beraber müşterileri yemeğe çıkarttık.
- Eeee, sonra ne yaptınız Süpermen!?
- Oradan striptize gittiiik... Ben sadece seyrettim.
- Yani sen bişeyler yapmadın değil mi, süpermen ??!!!
- Ben hiç bişicikler yapmadım, ama sen niye bana ikide bir de süpermen diyorsun?
- Valla, ben bir seni bir de süpermeni gördüm donunu pantolonunun üstüne giyen..!!!
HALİT ÇETİN'DEN: İŞ GÖRÜŞMESİ
Adamın biri iş başvurusunda bulunmuş. Görüşmeye çağırmışlar.
Görüşme sonuna doğru ortalama bir tip olduğu anlaşılan adama yöneticisi sormuş:
- "Peki beklentilerin ne? seni ne tatmin eder?"
Adam saymaya başlamış:
- "Öncelikli olarak bir araba istiyorum. Ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla, onu da şirketin karşılaması iyi olur. Maaş olarak da 3000$'dan aşağı çalışmam.
Şirket yöneticisi dinler ve:
- "Biz sana son model bir cherokee ve tarabya'da bir villa vereceğiz. Ayrıca bizim bu pozisyon için planladığımız maaş 6000$'dır," demiş.
Bizim elemanın gözleri fırlamış:
- "Şaka yapıyorsunuz", demiş.
Şirket yöneticisi sessizce yanıtlamış:
- "Önce siz başlattınız..!"
Görüşme sonuna doğru ortalama bir tip olduğu anlaşılan adama yöneticisi sormuş:
- "Peki beklentilerin ne? seni ne tatmin eder?"
Adam saymaya başlamış:
- "Öncelikli olarak bir araba istiyorum. Ayrıca şu anda bulunduğum dairenin kirası biraz fazla, onu da şirketin karşılaması iyi olur. Maaş olarak da 3000$'dan aşağı çalışmam.
Şirket yöneticisi dinler ve:
- "Biz sana son model bir cherokee ve tarabya'da bir villa vereceğiz. Ayrıca bizim bu pozisyon için planladığımız maaş 6000$'dır," demiş.
Bizim elemanın gözleri fırlamış:
- "Şaka yapıyorsunuz", demiş.
Şirket yöneticisi sessizce yanıtlamış:
- "Önce siz başlattınız..!"
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA
Geçenlerde de söylemiştim; “orta
yaş, insana bazı doğruları kendi gözleriyle görmesine fırsat veriyor” diye.
Hızla akıp giden yıllar, yaşanan olaylar, çocukluğunuzda size söylenen ve/veya
anlatılan bazı şeyleri test etme, doğru olup-olmadığını anlamaya yardımcı
oluyor. Bugün geldiğim yerde; “en doğru olan, insanın kendi doğrusudur”diyorum.
Peki, doğruyu buldun diyelim, ne
yapacaksın bu doğruyu? Sana dayatılan, sürekli pompalanan ve çeşitli metotlarla
kafana doldurulmaya çalışan yanlışlardan korumak için kullanacaksın.
Efendim, tarihte ender rastlanan
hava yolları grevine yakalanmışız. O nedenle otobüsle dönüyoruz İzmir’e. Yol
uzun ve daha başındayız. Diyarbakır’dan kalktık Siverek Garajından yolcu
alıyoruz.
Siz hiçbir folklor ekibi
kıyafetli birini gördünüz mü hayatta? Öyle oyununu oynayıp birazdan atkuyruğu
saçlarını arkaya atıp önünüzden dar blucini ile geçecek birini değil. Gerçek
hayatta o folklor elbisesini hala giyen birini; üç etekli bir kadını. Burnunda
da hızması. Hayır, oynamıyor.
Kucağında bir çocuğu, diğerleri ve kocasıyla
eşyalarını bagaja yerleştirmeye çalışıyor. Yol uzun, gidilecek yerde kalış
süresi de uzun ki neredeyse evi götürüyorlar. Şoför ise kocasına fenerin gazını
boşaltmasını söylüyor ki yolda bir
yangına sebep olmasın.
Çok değil bundan yirmi yıl önce folklor
elbiseli bir kadın, kocası ve çocukları ile bir gaz lambası ışığında pamuk
toplamaya gidiyor.
***
Aradan yıllar geçiyor ve ben uzun
bir doğu görevinin ardından Bodrum’da kısa sürecek bir başka göreve gidiyorum.
Bu sefer yalnız değilim, eşim ve oğlumda benimle gelecek ve tatil yapacaklar
kısmetse. Söke’deki kardeşime uğramışız, otobüsle geçeceğiz Bodrum’a. Şansa
bakın ki o saatte tek araba buluyoruz o da Diyarbakır’dan gelen Öz Diyarbakır
otobüsü.
Otobüs dolu. Fakat Milas’ı biraz
geçince yarısı boşalıyor. Zira Bodrum Havaalanı inşaatında çalışmaya gelenler
için yolculuk sona ermiş bulunuyor. Biz tatile gelenlerle yola devam ediyoruz.
Evet, otobüs yolcuları toplumun
bir aynası. Aynı otobüsle, aynı anda, aynı yere gidiyorlar ancak yarısı
çalışmaya yarısı tatile. Yarısı para kazanmaya yarısı da para harcamaya.
Bölgedeki gelir dağılımı adaletsizliği
ilk gözüme çarpan şey olmuştu. Yollar güzeldi ancak araba yoktu fazla. Olan da
en iyisiydi. Tek tük gördüğümüz orta halli arabalar ise memurlara aitti. Ağzına
kadar dolu lüks restoranlar da cabası. Toprak dağılımı aşırı orantısızdı. Ceranla
toprak sahibi ilişkisi ülkenin diğer yerlerine göre son derece adaletsizdi. Vatandaş,
din baskısı, aile baskısı, töre baskısı altında eziliyordu.
Daha geçenlerde Ankara
yakınlarında Kızılırmak’tan geçmeye çalışan birileri suya kapıldı. Çalışmaya gelmiş,
derme-çatma naylon barakalarda kalan Güneydoğulu vatandaşlar. Binlercesi
yollarda kamyon kasalarında telef oluyor ekmek parası peşinde. Antalya’da
otellerde, Ege’de pamuk tarlalarında, Karadeniz’de fındık bahçelerinde ve ta
Edirne’ye kadar inşaatlarda ekmek parası peşinde koşan milyonlar.
Bir zamanlar “ağalara karşıyız”
diye ortaya çıkıp şimdi onlarla bir olan birileri de onları pasaportla gönderme
peşinde inşaatlara, fındık bahçelerine, pamuk toplamaya ve otellere. Kah “anadilde
türkü dinlemek”, kah “anadilde eğitimdir seni kurtaracak” diyerek.
Benimse aklım karışık. Oğlumu,
anadili dışında eğitim alsın da daha kolay iş bulabilsin diye özel okulda
okutuyorum, maaşımın yarısını vererek. Sadece Kürtçe bilen biri nasıl iş
bulacak onu bilemiyorum.
Son Van Depremi de gösterdi ki;
hayat, tek başımıza mücadele edemeyeceğimiz kadar zor. Hele hele deprem gibi
felaketler, bölünerek değil birleşerek ancak baş edebileceğimiz kadar büyük
felaketler. Tabi ki çok büyük sorunlarımız var çözülmesi gereken; iş, aş,
kimlik, dil, gelir dağılımı vs. Hepsini çözeriz, ama nasıl?
Ne demiş şair; kurtuluş yok tek başına!
HALİT ÇETİN'DEN: KESİN ÇÖZÜM
Biri elektronik, biri makine, diğeri de bilgisayar mühendisi 3 arkadaş arabayla gidiyorlarmış. Bi ara araba bozulmuş.
Makine mühendisi motora bakmış sorunu bulamamış.
Elektronik mühendisi devrelere falan bakmış o da bi sorun bulamamış.
Sıra bilgisayar mühendisine geldiğinde, o da "arabadan bi çıkıp tekrar girelim." demiş!..
Makine mühendisi motora bakmış sorunu bulamamış.
Elektronik mühendisi devrelere falan bakmış o da bi sorun bulamamış.
Sıra bilgisayar mühendisine geldiğinde, o da "arabadan bi çıkıp tekrar girelim." demiş!..
YANILMA HAKKI
Hayır, ilk yanılgım değildi. Tabi ki orta yaşlı bir insanın ömrüne birçok
yanılgı sığar. Ancak öyleleri vardır ki insanın kendi bile hatırlamaya utanır; nerede
kaldı bunu hatırlayıp bir de yazıya dökecek. Ne yapalım, mademki yazıyoruz her şeyi,
onları da ıskalamayalım ki başkaları aynı hataya düşmesin.
Hatırlamak istemediğim ilk ve en büyük yanılgım arkadaşlarımın düğünü
ile ilgili olanı. Fakülteden iki arkadaşım evleniyorlar, hem de Urla’da. Bize
yakın olduğundan gitmek istedim. Hem de uzun zamandır görmediğim düğüne gelecek
arkadaşlarımı da görürüm.
Otobüsten iner-inmez kucağında çiçek olan teyzeyi takip etmeye
başladım. Sormaya gerek yoktu. Kucağında çiçekle giden teyze, kesin olarak
düğüne gidiyordu. İnsan nereye gidebilirdi ki bu şekilde? Fakat kadın şehrin
merkezi yerine mahalle aralarına yönelince yanıldığımı anladım ve sordum:
-Teyze sen düğüne gitmiyor musun?
-Hayır oğlum, ben cenazeye gidiyorum!
Hemen geri dönüp salonu buldum. Vakit erkendi, salonda da kimsecikler
yoktu. “Düğüne kadar deniz kenarında bir bira içeyim bari” diyerek güneşe doğru
yürüdüm. Fakat gittikçe güneş uzaklaştığı gibi onca yürümeme karşın denize ulaşmam
da mümkün olmadı. Meğer Urla deniz kenarında değilmiş.
Bunu öğrendikten sonra tekrar şehrin merkezine doğru yürürken kapısında
gelin arabası olan bir ev gördüm. Baktım harfler tutuyor, çaldım evin kapısını,
kavuştum arkadaşlarıma. Hem evlenecek olanlara, hem de düğüne gelenlere.
Aradan yıllar geçti. Televizyonda gece yarısı bir programa takıldı
gözlerim. Daha doğrusu programın sunucusuna. Zira yıllarca hava durumu sunarken
sessiz ve ciddi görmeye alıştığım sunucu kahkahalarıyla ortalığı inletiyordu.
Hemen aklıma o gün okuduğum bir haber geldi. Zira o gün bu sunucu kızımıza bir
kamyon gül gelmişti sevgilisinden. Hatta bir kamyon gülü eve götüremediğinden
kanalda çalışanlara dağıtmıştı kucak kucak. Ertesi gün bu olayı bir arkadaşa
anlatıp yorumumu da yaptım:
-Görüyorsun aşk insanı ne kadar güzelleştiriyor ve neşelendiriyor. Sevgilisinden
bir kamyon gül alan herkesin yüzünde böyle gülücükler açar, böyle şenlenir!
Haksız da değildim yani; sunucumuz o gece hem çok şık, hem çok güzel
hem de neşeliydi. Ertesi gece baktım yine aynı güzellik, aynı şıklık, aynı
neşe. “Bugün bir TIR dolusu gül geldi galiba” diye söylendim kendi kendime.
Baktım haber falan yok, “bıktılar herhalde haber yapmaktan” diye düşündüm. Bundan
sonra her gece aynı güzellik aynı neşeyi
görünce anladım ki kızın yapısı böyle. Neşeli, cıvıl cıvıl bir kız, sohbeti de
iyi. O nedenle her gece izliyordum.
O yıllarca ekranda gördüğümüz somurtan hava durumu spikeri nerede? Meğer
birileri, böyle neşeli bir kızın somurtarak hava durumu sunmasını istemişler.
Bir başkası gülmesine izin vermese o da şimdiye diğer hava durumu spikerleri gibi
sönüp gidecekmiş.
Şimdi, kucağında çiçekle giden teyze ve Urla konusunda iyice
araştırmadığım için yanıldım diyelim. Peki, bu kadar neşeli birinden somurtarak
program sunmasını isteyenlerin hiç suçu yok mu bu kız hakkında yanılmamda?
HALİT ÇETİN'DEN: BAKIŞ AÇISI
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır, hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Bu sırada hepsinin dikkati odada yanmakta olan sobanın üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Aralarında sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış".
Fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş".
Jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış".
Matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış".
Antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş".
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.
Adam cevap verir:
- "Boru yetmedi."
HALİT ÇETİN'DEN: ADAMIN BİRİ
Adamın biri ata binmeye bayılırmış, binince de bayılmış.
Adamın biri işi başından atmış, ayağına düşmüş.
Adamın biri kazık yemiş ama tadını beğenmemiş.
Diğer adamın biri de kazık yemiş ama doymamış.
Adamın biri mahkemeye düşmüş, ayağı kırılmış.
Adamın biri köpürmüş, karısı da çamaşır yıkamış.
Adamın birinin tabağındaki yemek bitmiş, tenceresindeki pire.
Adamın biri çene çalmış, karakola götürmüşler.
Adamın birinin gözleri dolarmış, kulakları mark.
Adamın ayakları kokmuş, elleri linyit.
Adamın gözü dalmış, burnu yaprak.
Adamın inadı tutmuş, bir türlü bırakmamış.
Adamın evi yanmış, odaları düz.
Adamın canı çıkmış, bi daha yerine takamamışlar.
Adamın canı sıkılmış, gevşetememişler.
Adamın o lafa karnı tokmuş, gözü aç.
Adamın saçı kırmış, sakalı çayır.
Adam düşmüş, karısı gerçek.
Adam gülmüş, karısı lale.
Adam yatmış, karısı tekne.
Adam sinirliymiş, karısı kemikli.
Adam karısına "inek" demiş, birlikte aşağı inmişler.
Adam karısının yüzüne bakmamış, doksan dokuzuna bakmış.
Adam saat kaç demiş, saat de kaçmış.
Adam kafasını toplamış, burnunu bölmüş.
Adam bol keseden atmış, dar keseden eşşek.
Adam yazmış, karısı kış.
Adam donmuş, karısı fanila.
Adam şişmiş, karısı tığ.
Adam almış, karısı mor.
Adam yaymış, karısı halter.
Adam basmış, karısı soprano.
Adam kazmış, karısı ördek.
Adam kurmuş, karısı döviz.
Adam bezmiş, karısı kumaş.
Adam çekmiş, karısı senet.
Adamın kahvesi taşmış, çayı kaya.
Adam kartmış, karısı mektup.
Adam satmış, karısı RTL.
Adamın birinin gözleri yaşlıymış , kulakları genç.
Adamın biri güneşte yanmış , ayda düz.
Adamın biri yolda elli lira bulmuş ama ayaklı lira bulamamış.
Adamın birinin uykusu gelmiş içeri almamış.
Adamın birinin beli tutulmuş eli kaçmış.
Adamın birinin gözü şişmiş, burnu tığ.
Adamın biri televizyona çıkmış birdaha indirememişler.
Adamın biri tuvalete yapmış karısı baloya gidememiş.
Adamın biri hakkını aramış meşkul çıkmış.
Adamın birinin kafası kızmış vücudu erkek..!!
HALİT ÇETİN'DEN: AVCI TEMEL
Başlarında Temel'in bulunduğu 4 avcı ormanda ilerlemektedir. Temel az ilerde küçük bir delik görür ve arkasına seslenir: "tavşan deliği, yere yatın!". avcılar yere yatar ve az sonra gerçekten bir tavşan çıkar, avcılar da kolaylıkla vurur.
Yola devam ederler. Biraz daha büyük bir delik çıkar karşılarına. Temel bağırır: "tilki deliği, yere yatın! ". herkes yatar ve biraz sonra çıkan tilkiyi avcılar hemen vurur ve çantalarına atarlar, herkes mutludur.
Yolun az ilerisinde daha da büyük bi delik çıkar karşılarına. Temel yine seslenir: "yere yatın uşaklar, ayı deliği!". Hiç ses çıkarmadan yere yatan acemi avcılar biraz sonra çıkan ayıyı da hemen vururlar. Herkes temel'in avcılığına hayrandır artık.
Devam ederler ve bu sefer devasa bir delik çıkar karşılarına. Acemiler Temel'e bakarlar. Temel: "valla burdan ne çıkar bilmiyorum ama durun yatıp bekleyelim hele, ne çıkarsa bahtımıza!" der.
Bir gün sonra gazetelerin 3. sayfasında şöyle bir haber vardır:
"4 avcı tren altında ezilerek can verdi"
HALİT ÇETİN'DEN: YAPMADIĞIN ŞEYİN CEZASI
Öğrenci sınıfa yeni gelmişti. İkinci gün öğretmenine sordu:
- Öğretmenim, insana yapmadığı bir şey için ceza verir misiniz?
- Olur mu evladım, insan yapmadığı şey için cezalandırılırmı, niye sordun bunu?
-Efendim dün verdiğiniz ev ödevini yapmamıştım da ceza verirsiniz sanıyordum!
HALİT ÇETİN'DEN: TİTANİK BATTI MI YANDI MI?
Amerika'da zencinin biri aksilik bu ya tam da Türkiye'ye tatile gideceği gün pasaportunu kaybetmiş. Uçağı kaçıracam diye kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı? Hemen almış yerden, bir bakmış ki Leanardo di Caprio'nun pasaportu. "ne olursa olsun" demiş ve şansını denemeye karar vermiş.
Çıkarmış Leonardo'nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye'ye. Atatürk Hava Limanında görevli gümrük memurunun karşısına geçmiş. Memur da bizim Temel. Almış pasaportu eline Temel adamın ismine bakmış : ''Leonardo di Caprio", fotoğrafa bakmış bir zenci. Adama bakmış aynı zenci. Bir kaç şaşkın bakıştan sonra Temel öbür masaya seslenmiş:
-Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış mıydı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








